logo
Büyük altılı sezon değerlendirmesi – Manchester City
Büyük altılı sezon değerlendirmesi – Manchester City

Premier Lig şampiyonu Manchester City’nin sezonu nasıl geçti? Hedefler nelerdi, hangilerine ulaşıldı? Eurosport Türkiye ekibinden Enes Koca Manchester City’nin 2018/2019 sezonunu değerlendirdi.

“Onlar bugün Londra’dan trene şampiyon olarak binecekler ve Manchester’a şampiyon olarak gelecekler. Maça da şampiyon olarak çıkacaklar. Biz henüz şampiyon değiliz, şampiyon hâlâ onlar.”

Bu sözler Manchester City Menajeri Pep Guardiola’ya ait. Amazon’un geçtiğimiz yıl yayımladığı ve Manchester City’nin 2017-2018 sezonunu konu alan “All or Nothing” belgeselinin bir bölümünde, Chelsea ile oynayacakları maç öncesi oyuncularını motive etmek için bunları söylüyor tecrübeli çalıştırıcı.

O hafta Chelsea’yi mağlup eden "Maviler" sezon sonunda da hepimizin bildiği gibi şampiyonluğu göğüsledier. Artık sahaya şampiyon olarak çıkma sırası onlardaydı. Yeni sezonda karşılaştıkları tüm rakiplerine son şampiyon olduklarını hissettirdiler. Öyle ki, aralık ayına kadar oynadıkları 13 maçın 11’ini kazanıp diğer ikisinden de beraberlikle ayrıldılar. Bu 13 karşılaşmada 40 gol atarken kalelerinde yalnızca beş gole izin verdiler. Üstelik kolay bir fikstür içinde de yapmadılar bunu. Sırasıyla Arsenal, Tottenham, Manchester United ve West Ham gibi ligin kaliteli kadrolarını alt etmeyi başardılar. Bu süreçte sadece şampiyon olduklarını hissettirmekle kalmadılar, aynı zamanda yeni şampiyonluğun en büyük adayı olduklarını da ilan ettiler. Aralık ayına girilirken puan tablosunun en üst basamağını kimseye bırakmamışlardı.

Aralık ayı işleri karıştırdı. Soğuktan olsa gerek, motor teklemeye başladı. Yılın son ayında çıktıkları yedi karşılaşmanın üçünü kaybettiler. Bu üç mağlubiyet onları liderlikten etti. Zira bir önceki sezon olduğu gibi şampiyonluk yolunda rakipsiz değillerdi. Liverpool yılın son ayına girilirken takip mesafesini iyi ayarlamıştı. City’nin vites düşürmesini fırsat bilen Jürgen Kloop’un öğrencileri, yeni yıla girilirken 54 puana ulaştılar ve yedi puan farkla liderlik koltuğunu City’nin altından çekip aldılar. City için aralık ayının tek olumlu gelişmesi Şampiyonlar Ligi’nde gruptan lider çıkılmış olmasıydı.

İmdada 2019 yetişti. Maviler yeni yılın ilk randevusunda liderliği ellerinden alan Liverpool’la karşı karşıya gelecekti. Bu maç biraz olsun aralık ayındaki kayıpları törpüleyebilirdi. City en ihtiyacı olduğu noktada oynadı "şampiyonluk kartı"nı. Liverpool’u 2-1 mağlup ederek puan farkını dörde indirdi. Maviler üzerine düşeni yapmıştı, artık Kırmızılar'ın hata yapmasını bekleyeceklerdi.

Kışın kalan bölümünü Newcastle United maçı dışında hatasız geçen Manchester ekibini, baharın kapısında liderlik bekliyordu. Liverpool, ocak ve şubat aylarında City’nin umduğu hataları yapmıştı. Maviler, mart ayına girilirken şampiyonluk yoğunluğunu iyiden iyiye göstermiş ve iki puanlık farkla liderlik koltuğunu geri almışlardı. Bundan sonra yol bayır aşağıydı, dikiz aynasını kontrol etme sırası City’e geçmişti.

Şampiyonlar Ligi’nde de işler yolundaydı. İkinci turda Schalke’yle eşleşen City, rakibine iki maçta toplam 10 gol atarak zorlanmadan üst tura yükseldi.

Çeyrek finalde rakip daha sonra finale kadar yürüyecek olan Tottenham’dı. Kuzey Londra ekibinin yeni stadyumunda oynanan ilk maçı 1-0 kaybeden Maviler'in, Etihad’da onları bekleyen sezonun en dramatik maçından henüz haberleri yoktu. Son dakikalarına 4-3 önde girdikleri rövanş karşılaşmasında, üst tura yükselmek için bir gole daha ihtiyaçları vardı. Uzatma dakikalarında Raheem Sterling’in ayağından yarı final golünü bulup, yarın yokmuş gibi sevindiler. Fakat bu sevinç tarihin kursakta kalan en büyük sevinci olarak kayıtlara geçti. VAR’ın ofsayt uyarısıyla Sterling’in golü iptal edilmiş; Şampiyonlar Ligi, Manchester City için bir kere daha kırık hayaller otobanına dönüşmüştü.

Artık en büyük hedef Premier Lig şampiyonluğuydu. Üstelik fikstürün zor bölümü de atlatılmıştı. Kâğıt üzerinde Manchester United deplasmanı haricinde kayıp yaşayabilecekleri bir maç gözükmüyordu. Manchester United’ı deplasmanda 2-0’la geçtiler ama her şey kâğıt üzerinde göründüğü gibi değildi. Leicester City ile oynadıkları maç beklenilenden çok daha zor geçti. Kompany’nin sonsuza giden şutu şampiyonluğu müjdeliyordu. O mucize şut olmasa muhtemelen bu yazıda Manchester City’den şampiyon olarak değil ikinci olarak bahsedecektik.

Lig şampiyonluğu mavileri mutlu etti etmesine ama akıllar komşunun kazında kaldı. Sezon başında City taraftarlarına ve futbolcularına "Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu mu yoksa Premier Lig şampiyonluğu mu?" sorusu yöneltilse muhtemelen büyük çoğunluk Şampiyonlar Ligi'ni Premier Lig'e tercih ederdi. Malum; Şampiyonlar Ligi henüz ayak basılmamış bir ada, tüm uğraşlara rağmen zaptedilememiş bir kale gibi duruyor senelerdir karşılarında.

Aynı soruyu, şampiyonluk yarışında onları bir an olsun rahat bırakmayan ve ligi tekerlek farkıyla arkalarında tamamlayan Liverpool cephesine sorsak muhtemelen "Premier Lig şampiyonluğu" cevabını alırdık. Zira dünya üzerinde lig şampiyonluğunu Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna tercih edecek tek camia Liverpool olabilir. Fakat bugün geldiğimiz noktada City lig şampiyonu olurken, Liverpool ise Şampiyonlar Ligi finaline yükselmiş durumda.

Ülke futbolunda cinsiyetçi söylem sarmalı

Ülke futbolunda cinsiyetçi söylem sarmalıKadın futbol takımı şampiyonluğuyla gururlanan Beşiktaş’ın genel kuruluna, Fikret Orman’ın cinsiyetçi sözleri damga vurdu. Melike Yılancı, ü…

Kadın futbol takımı şampiyonluğuyla gururlanan Beşiktaş’ın genel kuruluna, Fikret Orman’ın cinsiyetçi sözleri damga vurdu. Melike Yılancı, ülke sporununun kanayan yarası cinsiyet ayrımcılığının yansımalarını kaleme aldı. Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman’ın, kulübün cumartesi günü gerçekleşen İdari ve Mali Genel Kurul’da sarf ettiği cinsiyetçi sözler, bir türlü unutmamıza imkân tanınmayan, sporda ve özellikle futboldaki cinsiyetçilik meselesini bir […]

Kadın futbol takımı şampiyonluğuyla gururlanan Beşiktaş’ın genel kuruluna, Fikret Orman’ın cinsiyetçi sözleri damga vurdu. Melike Yılancı, ülke sporununun kanayan yarası cinsiyet ayrımcılığının yansımalarını kaleme aldı.

Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman’ın, kulübün cumartesi günü gerçekleşen İdari ve Mali Genel Kurul’da sarf ettiği cinsiyetçi sözler, bir türlü unutmamıza imkân tanınmayan, sporda ve özellikle futboldaki cinsiyetçilik meselesini bir kez daha gündeme getirdi. Orman’ın alışılmış bir rahatlıkla, düşünmeye dahi ihtiyaç duymadan söylediği sözleri burada yinelemeye gerek yok; medyada rahatlıkla bulabilirsiniz. Çünkü biliyoruz ki cumartesi günü Fikret Orman’ın bir anda ağzından dökülen bu sözler aslında spor, özellikle de futbol camiasının büyük bölümünün günlük konuşma dilinin olağan bir parçası. Biliyoruz ki Türkiye’de, hatta belki de dünyada, spor insanlarının birçoğu için kadın, tam olarak Fikret Orman’ın sözlerindeki gibi algılanıyor. Çünkü maalesef yine biliyoruz ki bu toplumun göz önündeki spor figürleri toplumun geri kalanıyla, belki de en çok bu eril dilin ortak paydasında buluşuyor.

Fikret Orman şüphesiz toplumsal karşılığı oldukça yüksek biri. Kadın futbol takımı şampiyonluğa ulaşmış bir kulübün başkanı olarak Orman’ın bu sözleriyle sadece spor dünyasının değil çok daha geniş bir kesimin tepkisini çekmesi, onun toplum nezdinde sahip olduğu bu konumdan ileri geliyor. Ancak spor dünyasında kadınlar, o dünyadaki varlıkları çoktan unutulmuşçasına her gün değişik şekillerde aşağılanıyor. Kadınları aşağıladıklarının farkında bile olmayan erkeklerse, ilgisiz bahanelerin arkasına sığınmayı ve konuyu manasız bir özürle geçiştirmeyi sürdürüyor.

Türkiye’de, futbol tribünleri başta olmak üzere, taraftar dilinde cinsiyetçilik etkisi net biçimde gözleniyor. Spor insanlarıysa -yapmaları gerekenin tam aksine- bu ateşi harlamaya devam etmekte. 2017 yılında Trabzonspor Kulübü’nün o dönemki başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun Gaziantepspor maçı sonrası söylediği “Ben 49 yaşına kadar adam gibi yaşadım, kadın gibi yaşamadım. Kadın gibi 100 sene yaşayacak yerde adam gibi bir sene yaşarım ve sonucunda ölüm de varsa bir gün yaşarım, ertesi gün ölürüm.” sözlerini pek çoğumuz hatırlıyoruz. Daha sonra açılan davada, avukatının Hacıosmanoğlu’nu savunmak için “Müvekkilimin kadınları ayırmak ya da aşağılamak gibi bir kastı yoktur. Bu tür sözler literatürde söylenen sözlerdir, biz bunu kabul etmeyiz ancak bu böyledir. Yalnızca bayanların fiziki olarak güçsüz olmaları nedeniyle haksızlığa daha fazla maruz kaldıkları için müvekkilim de haksızlığa maruz kalmayacağını anlatmak için bu kelimeyi kullanmıştır.” ifadelerini kullanmasını da... Avukatın bu açıklaması, benimsenen zihniyet ve bakış açısını göstermeye yetiyor. Her ne kadar Hacıosmanoğlu bu davadan beraat etmiş olsa da sonucu farklı olan örnekler de mevcut. Teknik direktör Ümit Özat’ın 2012 yılında bir televizyon programında sarf ettiği “Kadınlar futboldan ne anlar?” sözlerinin üzerine, kadın taraftarların tepkisi sayesinde o sezon Göztepe Kulübü’nün kendisiyle sözleşme imzalamaktan vazgeçmiş olması gibi...

Doğu yarı finallerinde sürpriz yok

Doğu yarı finallerinde sürpriz yokBir yanı deneysel, diğer yanı sıradan geçen Doğu Konferansı’nda yarı final eşlemeleri sona erdi. Her iki seride olan biteni Kuzey Kılıç kale…

Bir yanı deneysel, diğer yanı sıradan geçen Doğu Konferansı’nda yarı final eşlemeleri sona erdi. Her iki seride olan biteni Kuzey Kılıç kalem aldı. Yunan tanrısı Uncle Drew’i yerle bir etti: Milwaukee Bucks 4-1 Boston Celtics MVP: Giannis Antetokounmpo. Seri ortalamaları: 28.4 sayı, 10.8 ribaund, 5.2 asist. Yıldız oyuncu istatistik kağıdında yarattığı etkinin dışında saha içi […]

Bir yanı deneysel, diğer yanı sıradan geçen Doğu Konferansı’nda yarı final eşlemeleri sona erdi. Her iki seride olan biteni Kuzey Kılıç kalem aldı.

Yunan tanrısı Uncle Drew’i yerle bir etti: Milwaukee Bucks 4-1 Boston Celtics

MVP: Giannis Antetokounmpo.

Seri ortalamaları: 28.4 sayı, 10.8 ribaund, 5.2 asist.

Yıldız oyuncu istatistik kağıdında yarattığı etkinin dışında saha içi liderliğini de çok iyi yaptı takımını konferans finaline taşıdı.

Gölgede Kalan:

George Hill.

Serideki beş maçta da bench’ten gelen tecrübeli oyuncu, seriyi %60 isabetle 14.2 sayı ve 2.6 asist ile tamamladı.

Hayal Kırıklığı:

Kyrie Irving.

Irving, liderlik ve maç koparma anlamında bekleneni veremedi. Ancak Jayson tatum ve Gordon Hayward’ı es geçmemek lazım. Seri boyunca bu ikili toplam 295 dakika sahada kalırken yalnızca 97 sayı üretebildi.

Şimdi okuyacaklarınız size maç özeti gibi gelebilir ancak serinin genel gidişatını anlamak için ilk maçı hatırlamakta fayda var.

Fiserv Forum’da oynanan serinin ilk maçı Boston’lı taraftarları adeta mest etti. Giannis Antetokounmpo’ya karşı Al Horford’ın yakın savunmasını kullanan ve penetre esnasında boyalı alanı iki forvet bir uzun takviyesiyle kapatan Boston, işin hücum kısmında da sorun yaşamadı. Kyrie Irving’in durdurulamaz deliciliği ve akıllı top yönlendirmeleri skoru Boston lehine çevirdi. Milwaukee cephesinde ise Antetokounmpo 3/5 ile üç sayı atmasına rağmen maçın içinde adeta kayboldu. Bunun üzerine kısa rotasyonundan da katkı gelmeyince yenilgi kaçınılmaz oldu.

Boston’ın bu maçta sıklıkla kullandığı bir diğer taktik ise Al Horford’ın pick&roll oyunundaki rolü oldu. Horford’ı sıklıkla perdeye getiren Boston, yıldız oyuncusunu tepeye çıkartarak boş şut imkanı sağladı. Perde sonrası kısalarla eşleşen Horford, içeriye penetre ederek farklı varyasyonlar da yarattı. Bunu sağlayan ise Bucks’ın ağır savunmacısı Brook Lopez'di.

Celtics’in ilk maçtaki çift yönlü görkemli performansı ikinci maçı biraz daha sertleştirdi. Her ne kadar Boston maça iyi başlasa da Bucks koçu Mike Budenholzer, Antetokounmpo’nun rolünü değiştirdi. Yunan yıldız penetre ettiği zaman pozisyonu bitirmekte özgürdü ancak bu seri özelinde gelen savunma, Giannis’in topları forvetlere çıkarmasını gerektirdi. Özellikle de Middleton ile Bledsoe ikilisinden gelen 49 sayı, serinin devamı için bir uyarı niteliğindeydi. İlk maçta Horford’ın pick&roll setindeki rolü yüzünden aksilikler yaşayan Bucks, Lopez’in dakikalarını kısıp Ersan/Mirotic rotasyonunu biraz daha arttırınca bu sorunu da çözmüş oldu.

Bu ikilinin forvetlerde her şeyi değişerek savunması, hücumda ise hem sabit şutör hem de forvetlerde top yönlendirip p&r oynatmaları mikro düzeyde en önemli hamle oldu. Tüm bunların üstüne Antetokounmpo’nun yıldızlaşması, Khris Middleton ve Eric Bledsoe ikilisinin istikrar yakalamasıyla seri 4-1 geçilmiş oldu.

Serinin ikinci maçından itibaren oyun düzeni anlamında düşüşe geçen Kyrie, takımını sırtlamaya çalışsa da başarılı olamadı. Özellikle liderlik konusunda eleştirilere maruz kalan yıldız oyun kurucu, Jayson Tatum ve Gordon Hayward’ın verimsiz performansının eşliğinde seriyi kaybetti. TD Garden’da tek bir galibiyet bile alamayan Boston, çoğu kişinin şampiyonluk adayı olarak başladığı sezonu konferans yarı finalinde kapamış oldu.

Kawhi Leonard son noktayı koydu: Toronto Raptors 4-3 Philadelphia 76'ers

MVP: Kawhi Leonard.

Seri ortalamaları: 34.7 sayı, 9.8 ribaund, 4.0 asist.

Kawhi Leonard’ın bu serideki performansını anlatmak için yalnızca son maçtaki ‘o’ topun betimlemesi yetebilir. Skor 90-90, geriye kalan süre 4.2 saniye. Raptors topu kenardan oyuna sokuyor. Marc Gasol, yılların tecrübesi; boyalı alanda Pascal Siakam’ın perdelerinden kurtulup gelen Kawhi’ı buluyor. Kawhi, ilk driblingi yaparken Ben Simmons; ikinci driblingi yaparken ise hem Simmons, hem de Joel Embiid’i karşısına alıyor. Sağ dibe doğru gelip, top pota açısından çok uzak olduğu halde şutu atıyor. Top sekiyor, sekiyor ve basket. 92-90. Toronto Raptors finalde.

Gölgede Kalan: Raptors bench’i

Pascal Siakam’ın performansı kâğıt üzerinde gölgede kalmıyor ancak Kawhi’ın yarattığı etki göz önüne alınırsa Pascal Siakam’ı gölgede kalan olarak nitelemek doğru olacaktır.

Hayal Kırıklığı: Ben Simmons.

İstatistik kağıdının ötesinde Simmons’ın serinin ilk beş maçındaki dağınık hücum performansı ve düşük seviyedeki savunma konsantrasyonu takımına zarar verdi.

İlk turdaki eşleşmelerinde birden fazla ders alan her iki takım, serinin ilk maçından itibaren çok rekabetçi bir yapıdaydı. Toronto Raptors cephesi evinde oynanan ilk maçta ipleri tamamen Kawhi Leonard’a verirken Pascal Siakam’ın değerli katkıları da galibiyeti getirdi. Ancak alınan zafere rağmen kısa rotasyonunun aşırı verimsizliği göze çarpıyordu. Philly cephesinde ise sezon boyu baş gösteren dalgalı performanslar play-off dönemine de taşınmış, üstüne Joel Embiid’in sakatlığı gelmişti.

İkinci maçta forvetlerini efektif kullanan ve savunma rotasyonunda Kawhi’ı Simmons ile eşleştiren Philly, işin hücum kısmında ise tamamen Jimmy Butler’a güvendi. Tobias Harris, Ben Simmons, Joel Embiid ve JJ Redick dörtlüsünden gelen önemli katkıyla Philly seriyi 1-1’e getirmeyi başardı. Toronto cephesinde Kawhi ile Siakam’ın etkileyici performansı sürüyordu ancak kısa rotasyonunun (Kyle Lowry, Fred Van Vleet, Norman Powell, Danny Green) hücumdaki açığı savunmaya da yansımıştı. Ayrıca Raptors uzunları Marc Gasol ile Serge Ibaka’nın Embiid’in pas kanallarını kapatamaması da göze çarpıyordu.

Serinin üçüncü ve dördüncü maçları benzer senaryolarla geçilirken her iki takım birer galibiyet almıştı. Her iki maçta yaşanan Butler-Leonard düellosu göz zevkini arttırırken takımların sert savunması da ilgi çekiyordu.

İlk dört maça dair teknik açıdan şunlar söylenebilir: Philadelphia, Ben Simmons ile topu getirip bazen Embiid’in post-up oyunlarını, bazen de Jimmy Butler’ın bire birlerini kullanıyordu. Embiid’in post-up oyununda Gasol’e sağladığı üstünlük hem asist, hem de skor hanesine yansırken tepe oyunlarında işler Raptors lehine gelişiyordu. Jimmy Butler’ın birebir hücumunda ise klasik penetre usulü direkt skor, orta mesafe veya üç sayılık atış tehditleri kullanılıyordu. Tabii JJ Redick ve Tobias Harris’e çizilen şut setleri de aynen devam ediyordu.

Toronto Raptors’ta ise Kawhi Leonard’ın yaratacağı hücum opsiyonları ve Pascal Siakam’ın bire bir üzeri pas dağıtımı ya da direk skor katkısı dışında belirli bir plan yoktu. Zaten Kawhi’ın gösterdiği performans bu konuyu eksikliği gölgeliyordu.

Serinin beşinci maçında oyun üstünlüğünü skora yansıtan, serinin altıncı maçında rakibine 36 sayı fark atan Toronto seriyi bitirmeye yaklaşmıştı. Philadelphia’nın sahası Wells Fargo Center’da oynanan serinin altıncı maçı 76ers’in dominasyonuyla sona erdi ve seri yedinci maça taşındı.

Konferans finalleri öncesi son maç oldukça sert başladı. Her iki takımın skor üretmekte zorlandığı dakikalar adeta ‘’bam güm’’ oyunuyla geçildi. İkinci çeyrekte ritim yakalanırken sahada rakibin temposuna karşılık daha fazla tempo veren iki ekip vardı. Her periyot sonu başa baş geçildi ve bu durum son 4.2 saniyeye kadar da değişmedi. Toronto’daki Vince Carter ile Philly’deki Allen Iverson düellosuna selam çakan seri, ancak bu kadar güzel bitebilirdi. Kawhi Leonard, 4.2 saniye kala topu aldı ve çemberde dört kez seken şutu Raptors’ı konferans finaline taşıdı.

Büyük altılı sezon değerlendirmesi – Manchester City

Büyük altılı sezon değerlendirmesi – Manchester CityPremier Lig şampiyonu Manchester City’nin sezonu nasıl geçti? Hedefler nelerdi, hangilerine ulaşıldı? Eurosport Türkiye ekibinden Enes Koca …

Premier Lig şampiyonu Manchester City’nin sezonu nasıl geçti? Hedefler nelerdi, hangilerine ulaşıldı? Eurosport Türkiye ekibinden Enes Koca Manchester City’nin 2018/2019 sezonunu değerlendirdi. “Onlar bugün Londra’dan trene şampiyon olarak binecekler ve Manchester’a şampiyon olarak gelecekler. Maça da şampiyon olarak çıkacaklar. Biz henüz şampiyon değiliz, şampiyon hâlâ onlar.” Bu sözler Manchester City Menajeri Pep Guardiola’ya ait. Amazon’un […]

Premier Lig şampiyonu Manchester City’nin sezonu nasıl geçti? Hedefler nelerdi, hangilerine ulaşıldı? Eurosport Türkiye ekibinden Enes Koca Manchester City’nin 2018/2019 sezonunu değerlendirdi.

“Onlar bugün Londra’dan trene şampiyon olarak binecekler ve Manchester’a şampiyon olarak gelecekler. Maça da şampiyon olarak çıkacaklar. Biz henüz şampiyon değiliz, şampiyon hâlâ onlar.”

Bu sözler Manchester City Menajeri Pep Guardiola’ya ait. Amazon’un geçtiğimiz yıl yayımladığı ve Manchester City’nin 2017-2018 sezonunu konu alan “All or Nothing” belgeselinin bir bölümünde, Chelsea ile oynayacakları maç öncesi oyuncularını motive etmek için bunları söylüyor tecrübeli çalıştırıcı.

O hafta Chelsea’yi mağlup eden "Maviler" sezon sonunda da hepimizin bildiği gibi şampiyonluğu göğüsledier. Artık sahaya şampiyon olarak çıkma sırası onlardaydı. Yeni sezonda karşılaştıkları tüm rakiplerine son şampiyon olduklarını hissettirdiler. Öyle ki, aralık ayına kadar oynadıkları 13 maçın 11’ini kazanıp diğer ikisinden de beraberlikle ayrıldılar. Bu 13 karşılaşmada 40 gol atarken kalelerinde yalnızca beş gole izin verdiler. Üstelik kolay bir fikstür içinde de yapmadılar bunu. Sırasıyla Arsenal, Tottenham, Manchester United ve West Ham gibi ligin kaliteli kadrolarını alt etmeyi başardılar. Bu süreçte sadece şampiyon olduklarını hissettirmekle kalmadılar, aynı zamanda yeni şampiyonluğun en büyük adayı olduklarını da ilan ettiler. Aralık ayına girilirken puan tablosunun en üst basamağını kimseye bırakmamışlardı.

Aralık ayı işleri karıştırdı. Soğuktan olsa gerek, motor teklemeye başladı. Yılın son ayında çıktıkları yedi karşılaşmanın üçünü kaybettiler. Bu üç mağlubiyet onları liderlikten etti. Zira bir önceki sezon olduğu gibi şampiyonluk yolunda rakipsiz değillerdi. Liverpool yılın son ayına girilirken takip mesafesini iyi ayarlamıştı. City’nin vites düşürmesini fırsat bilen Jürgen Kloop’un öğrencileri, yeni yıla girilirken 54 puana ulaştılar ve yedi puan farkla liderlik koltuğunu City’nin altından çekip aldılar. City için aralık ayının tek olumlu gelişmesi Şampiyonlar Ligi’nde gruptan lider çıkılmış olmasıydı.

İmdada 2019 yetişti. Maviler yeni yılın ilk randevusunda liderliği ellerinden alan Liverpool’la karşı karşıya gelecekti. Bu maç biraz olsun aralık ayındaki kayıpları törpüleyebilirdi. City en ihtiyacı olduğu noktada oynadı "şampiyonluk kartı"nı. Liverpool’u 2-1 mağlup ederek puan farkını dörde indirdi. Maviler üzerine düşeni yapmıştı, artık Kırmızılar'ın hata yapmasını bekleyeceklerdi.

Kışın kalan bölümünü Newcastle United maçı dışında hatasız geçen Manchester ekibini, baharın kapısında liderlik bekliyordu. Liverpool, ocak ve şubat aylarında City’nin umduğu hataları yapmıştı. Maviler, mart ayına girilirken şampiyonluk yoğunluğunu iyiden iyiye göstermiş ve iki puanlık farkla liderlik koltuğunu geri almışlardı. Bundan sonra yol bayır aşağıydı, dikiz aynasını kontrol etme sırası City’e geçmişti.

Şampiyonlar Ligi’nde de işler yolundaydı. İkinci turda Schalke’yle eşleşen City, rakibine iki maçta toplam 10 gol atarak zorlanmadan üst tura yükseldi.

Çeyrek finalde rakip daha sonra finale kadar yürüyecek olan Tottenham’dı. Kuzey Londra ekibinin yeni stadyumunda oynanan ilk maçı 1-0 kaybeden Maviler'in, Etihad’da onları bekleyen sezonun en dramatik maçından henüz haberleri yoktu. Son dakikalarına 4-3 önde girdikleri rövanş karşılaşmasında, üst tura yükselmek için bir gole daha ihtiyaçları vardı. Uzatma dakikalarında Raheem Sterling’in ayağından yarı final golünü bulup, yarın yokmuş gibi sevindiler. Fakat bu sevinç tarihin kursakta kalan en büyük sevinci olarak kayıtlara geçti. VAR’ın ofsayt uyarısıyla Sterling’in golü iptal edilmiş; Şampiyonlar Ligi, Manchester City için bir kere daha kırık hayaller otobanına dönüşmüştü.

Artık en büyük hedef Premier Lig şampiyonluğuydu. Üstelik fikstürün zor bölümü de atlatılmıştı. Kâğıt üzerinde Manchester United deplasmanı haricinde kayıp yaşayabilecekleri bir maç gözükmüyordu. Manchester United’ı deplasmanda 2-0’la geçtiler ama her şey kâğıt üzerinde göründüğü gibi değildi. Leicester City ile oynadıkları maç beklenilenden çok daha zor geçti. Kompany’nin sonsuza giden şutu şampiyonluğu müjdeliyordu. O mucize şut olmasa muhtemelen bu yazıda Manchester City’den şampiyon olarak değil ikinci olarak bahsedecektik.

Lig şampiyonluğu mavileri mutlu etti etmesine ama akıllar komşunun kazında kaldı. Sezon başında City taraftarlarına ve futbolcularına "Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu mu yoksa Premier Lig şampiyonluğu mu?" sorusu yöneltilse muhtemelen büyük çoğunluk Şampiyonlar Ligi'ni Premier Lig'e tercih ederdi. Malum; Şampiyonlar Ligi henüz ayak basılmamış bir ada, tüm uğraşlara rağmen zaptedilememiş bir kale gibi duruyor senelerdir karşılarında.

Aynı soruyu, şampiyonluk yarışında onları bir an olsun rahat bırakmayan ve ligi tekerlek farkıyla arkalarında tamamlayan Liverpool cephesine sorsak muhtemelen "Premier Lig şampiyonluğu" cevabını alırdık. Zira dünya üzerinde lig şampiyonluğunu Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna tercih edecek tek camia Liverpool olabilir. Fakat bugün geldiğimiz noktada City lig şampiyonu olurken, Liverpool ise Şampiyonlar Ligi finaline yükselmiş durumda.

Okçuluk Dünya Kupası: Şanghay’daki pırıltı

Okçuluk Dünya Kupası: Şanghay’daki pırıltı2020 Tokyo Olimpiyatları’na doğru hızla yol alınırken, Türkiye’nin okçuluktaki yükselişi sürüyor. Ay-yıldızlı ekibin üç takım disiplin…

2020 Tokyo Olimpiyatları’na doğru hızla yol alınırken, Türkiye’nin okçuluktaki yükselişi sürüyor. Ay-yıldızlı ekibin üç takım disiplininde madalya aldığı Şanghay’daki 2019 Dünya Kupası ikinci ayağında yaşananları Şevket Furkan Erbay değerlendirdi. Okçulukta en iyilerin yarıştığı ve zaman zaman Dünya Şampiyonası’ndan bile yüksek seviyede yarışmalara sahne olan grand prix serisi Dünya Kupası, sezonu iki hafta önce Medellin’de açmıştı. […]

2020 Tokyo Olimpiyatları'na doğru hızla yol alınırken, Türkiye’nin okçuluktaki yükselişi sürüyor. Ay-yıldızlı ekibin üç takım disiplininde madalya aldığı Şanghay’daki 2019 Dünya Kupası ikinci ayağında yaşananları Şevket Furkan Erbay değerlendirdi.

Okçulukta en iyilerin yarıştığı ve zaman zaman Dünya Şampiyonası’ndan bile yüksek seviyede yarışmalara sahne olan grand prix serisi Dünya Kupası, sezonu iki hafta önce Medellin’de açmıştı. Türkiye dâhil bazı önemli okçuluk ülkelerinin pas geçtiği Kolombiya’daki ilk ayağın sonrasında yılın ikinci önemli yarışması Şanghay’da tamamlandı. Lujiazhui Park’ta yapılan final müsabakalarında Kore ve ABD dörder altın kazanırken, Tayvan da iki takım şampiyonluğu ile öne çıkan bir başka ülke oldu. Kalabalık bir kadroyla Şanghay’da yarışan Türkiye ise, olimpik sistem erkekler takım ve karışık takımda, makaralı yayda ise kadınlar takımda podyum gördü.

"Takım oyuncusu" Mete

Türkiye takımında erkeklerde son yıllardaki hareketlenme, Şanghay’da meyvesini verdi ve Milliler uzun bir aradan sonra bu disiplinde finalde yarıştılar. Final yolunda Çin’i 5-3, ABD’yi 5-4, Bangladeş’i 5-3’lük set skorlarıyla geçen Türkiye, şampiyonluk için Tayvan ile karşılaştı. Dünya 6 numarası Mete Gazoz’un yanı sıra 86 numara Fatih Bozlar ve 88 numaradaki genç Samet Ak ile mücadele veren Türkiye, Tayvan’la yaptığı finali 5-1 kaybetse de umutları yeşertti.

Geçen ay Bükreş’te 72 ok sıralama atışlarında 698 puanla dünya gençler rekoru kıran yıldız isim Mete Gazoz, Dünya Kupası’nda bu yılki ilk yarışmasında bir madalya da karışıkta elde etti. 19 yaşındaki Gazoz, partneri Yasemin Anagöz ile birlikte beşinci kez Dünya Kupası podyumuna çıktı.,

Süper ikili Gazoz/Anagöz, karışık takım yarı finalinde dünyanın 1 numsrası Koreli Choi Misun ve Lee Woo Seok’u 6-2 ile geçerken, son iki seriyi dört ok üzerinden 38 ve 39 ile tamamladılar. Ne var ki aynı seanstaki finalde Tayvan’a karşı ipin ucu erken kaçtı ve maç 6-0’a gitti.

Samet'in çıkışı

İki takım disiplininden madalya çıkaran Mete Gazoz’un iddialı olduğu bireysel yarışmada yolunu kesen isim, beklenmedik bir rakipti: 17 yaşındaki takım arkadaşı Samet Ak. İlk kez Dünya Kupası sahnesine çıkan Samet, iki maç kazandıktan sonra üçüncü turda eşleştiği Gazoz’u iki shoot-off sonunda geçti. Başa baş geçen setlerin sonunda 5-5’lik eşitliği bozmak için atılan ilk shoot-off okları 10 puanda eşit uzaklığa saplanırken, nadiren yapılan "ikinci eşitlik bozma" atışına gidildi. Bu kez dokuz atan Samet, oku sekize saplanan Mete’yi devirip son 16 görme başarısı gösterdi. Samet Ak, bir sonraki maçında Tayvanlı Tang Chih-Chun’a boyun eğdi.

Türkiye, genelde madalya getirdiği ve iddialı ekipler arasında gösterildiği makaralı yayda ise iki yarı final yakaladı. Mililer, kadınlar takımda üçüncü olurken, erkeklerde bir puanlık yenilgiyle madalyayı kaçırdı.

Makaralı yay bireysel yarışmada çeyrek final gören Gizem Elmaağaçlı’nın yanı sıra dünya klasmanının 1 numarası Yeşim Bostan ve 16 yaşındaki İpek Tomruk ile yarışan Türkiye, bronz madalya maçında Tayvan’ı 227-225 ile geçti. Erkekler takımı ise yarı finalde Kore’ye 235-234, bronz maçında da Çin’e 230-229 gibi üst üste milimetrik skorlarla kaybederek dördüncülükte kaldı.

Şanghay Dünya Kupası’nda Olimpik sistemde Koreliler bireysel altınları kaptırmadı. Erkekler dünya klasmanı lideri Lee Woo Seok, iki kez dünya şampiyonu Kim Woojin’i 6-2 yendiği finalle birlikte zirvedeki yerini sağlamlaştırdı. Kadınlarda ise 1 numara Choi Misun, çeyrek finalde Japon Tomomi Sugimoto’ya yenilse bile, birincilik yine ülkesinde kaldı. Final maçında Sugimoto’yu 6-0 ile süpüren diğer Koreli Kang Chae Young, dördüncü Dünya Kupası altın madalyasını boynuna taktı.

38 ülkenin yarıştığı Şanghay’ın en heyecanlı finallerinden biri makaralı yay kadınlar takım mücadelesiydi. Son yıllarda büyük atılım yaparak makaralıdaki konumunu güçlendiren Kore, bu disiplinin lider ülkesi ABD ile altın için karşı karşıya geldi. İki tarafa gidip gelen finalde dört seri sonunda 229-229 eşitlik oluşunca, shoot-off’a gidildi. Takımlarda yer alan üçer ismin birer ok kullandığı shoot-off’ta Koreli Kim Yunhee’nin atışı dokuza saplanınca, ortaya çıkan 30-29’luk skor, birinciliği ABD’ye getirdi.

Okçuluk Dünya Kupası’nda üçüncü etap, 20-26 Mayıs’ta Antalya’da gerçekleşecek.

2019 Okçukuk Dünya Kupası Şanghay – Birinciler

Olimpik sistem (Recurve)

Erkekler – Lee Woo Seok, KoreKadınlar – Kang Chae Young, KoreErkekler Takım – TayvanKadınlar Takım – KoreKarışık Takım – Tayvan

Makaralı yay (Compound)

Şefin tavsiyesi (13-19 Mayıs)

Şefin tavsiyesi (13-19 Mayıs)Spor dünyasında bu hafta bizleri bekleyen önemli organizasyon ve müsabakalara hızlı bir yolculuk… Yeni haftada spor gündemi yine birbi…

Spor dünyasında bu hafta bizleri bekleyen önemli organizasyon ve müsabakalara hızlı bir yolculuk… Yeni haftada spor gündemi yine birbirinden farklı branşlarda heyecanlı müsabakalarla dolu. Avrupa’nın beş büyük futbol ligi arasında sadece Almanya’da şampiyonluk yarışı son haftaya kaldı. Türkiye’de de zirve yarışı adına hayati öneme sahip bir haftaya giriyoruz. Basketbolda gözler EuroLeague Final Four’u ve NBA […]

Spor dünyasında bu hafta bizleri bekleyen önemli organizasyon ve müsabakalara hızlı bir yolculuk...

Yeni haftada spor gündemi yine birbirinden farklı branşlarda heyecanlı müsabakalarla dolu. Avrupa'nın beş büyük futbol ligi arasında sadece Almanya'da şampiyonluk yarışı son haftaya kaldı. Türkiye'de de zirve yarışı adına hayati öneme sahip bir haftaya giriyoruz. Basketbolda gözler EuroLeague Final Four'u ve NBA konferans final serilerinde. Ancak biz yine yazımıza hafta boyunca sürecek spor organizasyonuyla başlıyoruz.

Bu kez önceliği Eurosport ekranına verelim. Bisiklet sezonunun ilk büyük turu Giro d'Italia'da ilk iki etap geride kaldı. İtalya topraklarında heyecan önümüzdeki günlerde de Eurosport aracılığıyla izleyenlerle buluşacak. Çarşamba günü dışında tüm günlerde canlı yayınların başlangıç saati 14.05, Çarşamba günü ise 14.45. Gece mesaisinde ise bisikletseverleri Kaliforniya Turu bekliyor. Hafta boyunca saat 00.00'dan itibaren Kaliforniya Turu'nu canlı olarak Eurosport'tan takip edebilirsiniz.

Bir diğer haftalık spor olayımız ise tenisten geliyor. Tenis dünyası Madrid'in ardından bu hafta dikkatini Roma'ya çeviriyor. ATP ve WTA sezonlarının prestijli turnuvası Roma Açık bu hafta başlıyor. Son şampiyonlar Rafael Nadal ve Elina Svitolina'nın unvanlarını korumaya çalışacağı turnuvada, geçtiğimiz hafta Madrid'de şampiyonluğa ulaşan Novak Djokovic ve Kiki Bertens'in yanı sıra, bu yıl takvimine toprak kort turnuvalarını ekleyen Roger Federer'in de boy göstereceğini hatırlatalım.

Futbol ve basketbol müsabakalarını içeren günlük programı ise şöyle...

Pazartesi

Düşük yoğunluklu seyreden haftanın ilk gününde ilk önerimiz Kadınlar Basketbol Ligi final serisinden. Fenerbahçe ile Çukurova Basketbol'u karşı karşıya getiren şampiyonluk serisinde Fenerbahçe'nin ev sahipliğinde oynanacak maçlara geçiyoruz. Şu an 1-1 olan serinin Mersin'de oynanan ikinci maçında rakibini mağlup etmeyi başaran Fenerbahçe, saha avantajını ele geçirmiş durumda. Sarı-lacivertliler saat 17.45'te konuk edeceği Çukurova Basketbol önünde bu avantajını muhafaza etmeye çalışacak.

Saatler 20.00'yi gösterdiğinde Süper Lig'de 32. haftayı kapatacağız. Geçtiğimiz hafta Galatasaray'a mağlup olarak zirve yarışının gerisine düşen Beşiktaş, eski futbolcusu Sergen Yalçın'ın yönetimindeki Alanyaspor'u konuk edecek.

Salı

Öneri yapmakta zorlandığımız Salı gününden sadece bir futbol maçını ön plana çıkarıyoruz. İngiltere Championship'te normal sezon tamamlandı ve Premier League'e yükselecek son takımı belirleyecek play-off etabına geçildi. Play-off yarı final eşleşmesinde Aston Villa'ya karşı ilk maçı 2-1 kaybeden West Bromwich Albion, 22.00'de başlayacak rövanş maçında rakibinin avantajını tersine çevirerek adını play-off finaline yazdırmaya çalışacak. Play-off'un diğer yarı final ayağı içinse Çarşamba gününe gidiyoruz.

Çarşamba

Championship play-off yarı finalinin diğer ayağında Leeds United ile Derby County karşı karşıya geliyor. İlk maçı deplasmanda 1-0 kazanan Marcelo Bielsa'nın ekibi, rövanşta sürprize izin vermek istemiyor.

Günün akşam saatlerinde ayrıca iki yerel kupa sahiplerini bulacak. Türkiye Kupası finalinde Akhisar Belediyespor ile Galatasaray saat 20.45'te kozlarını paylaşacak. Süper Lig'in ilk ve son sırasında yer alan takımlarını karşılaştıracak kupa finaline Sivas 4 Eylül Stadı ev sahipliği yapacak. Bir diğer kupa finali ise İtalya'da oynanacak. Saat 21.45'te başlayacak maçta Atalanta ile Lazio, İtalya Kupası'nın sahip olmak için mücadele edecek.

NBA'de sıra konferans finallerine geldi. Batı Konferansı final serisinin ilk maçında Golden State Warriors ile Portland Trail Blazers, Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan gece TSİ 04.00'te karşı karşıya gelecek.

Perşembe

Konferans finallerinde bu kez Doğu Konferansı'na geçiyoruz. Serinin ilk maçında Perşembe sabaha karşı 03.30'da Milwaukee Bucks-Toronto Raptors karşılaşması bizleri bekliyor.

Futbol tarafında ise yine durgun bir gün bizleri bekliyor. Belçika Ligi'nde akşam saat 21.30'da başlayacak Anderlecht-Genk, Standart Liege-Club Brugge ve Antwerp-Gent maçlarının sonunda sezonun şampiyonu belli olabilir. En yakın rakibi Club Brugge'ün 3 puan önünde liderlik koltuğunda oturan Genk, deplasmanda Anderlecht'i mağlup etmesi durumunda şampiyonluğunu ilan edecek.

Cuma

Hafta içinin son gününde tüm gözler basketbola çevriliyor. EuroLeague'de merakla beklenen Final Four, Cuma günü başlayacak. Türkiye'nin iki temsilcisi Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes, saat 19.00'da final adına kozlarını paylaşacak. Yarı finalin diğer maçında ise CSKA Moskova ile Real Madrid saat 22.00'de karşı karşıya geliyor.

Cumartesi

Avrupa'nın beş büyük ligi içinde son şampiyon Almanya'da belli olacak. Tüm maçların 16.30'da başlayacağı Bundesliga'da lider Bayern Münih evinde Eintracht Frankfurt'u ağırlarken, iki puan gerideki takipçisi Borussia Dortmund ise Borussia Mönchengladbach'a konuk olacak. Söz konusu maçlar şampiyonluk kadar Şampiyonlar Ligi yarışı da kritik öneme sahip, şu an dördüncülük koltuğunda oturan 55 puanlı Mönchengladbach ile Frankfurt arasında sadece bir puan bulunuyor. Mönchengladbach ile aynı puanda yer alan Bayer Leverkusen ise son haftada iddiası bulunmayan Hertha Berlin'i ağırlıyor, dolayısıyla Şampiyonlar Ligi için son bileti kapmak adına belki de en şanslı takım Leverkusen.

Saat 19.00'da bu kez Süper Lig'de kritik bir maç bizleri bekliyor. Ligin üç ve dördüncü sırasında yer alan takımları karşı karşıya getirecek maçta Trabzonspor, Beşiktaş'ı konuk edecek. Önümüzdeki sezon UEFA Avrupa Ligi'ne direkt katılım yolunda karşılaşma hayati önem taşıyor.

Aynı saatte İngiltere'de başlayacak karşılaşmada ise FA Cup şampiyonu belli olacak. Wembley'de oynanacak maçta, Premier League şampiyonu Manchester City ile Watford karşılaşacak.

Pazar

Haftanın son günü hem futbol hem de basketbolda birbirinden kritik maçlar oynanacak. EuroLeague şampiyonunun belli olacağı günde Süper Lig'in şampiyonluk düğümü de çözülebilir. Ligin tepesinde aynı puanla yer alan iki takım Galatasaray ile Medipol Başakşehir saat 19.00'da Türk Telekom Stadı'nda kozlarını paylaşacak. Diğer yandan saat 16.00'da başlayacak Bursaspor-Göztepe maçı ise kümede kalma mücadelesinin belirleyici maçı olabilir.

Günün ve haftanın kapanışını ise Serie A'dan iki karşılaşmayla yapıyoruz. Şampiyonluğunu haftalar önce ilan eden Juventus'un Atalanta'yı konuk edeceği maç ve yine 21.30'da başlayacak Napoli-Inter mücadelesi, Şampiyonlar Ligi'ne katılım yarışı için büyük önem taşıyor.

Pembe üzerine bir çalışma #1

Pembe üzerine bir çalışma #1İtalya Bisiklet Turu’nun birinci ve ikinci etabında olup bitenler… Koca bir ilkbaharı tek günlük yarışlarla, monümanlarla devird…

İtalya Bisiklet Turu’nun birinci ve ikinci etabında olup bitenler… Koca bir ilkbaharı tek günlük yarışlarla, monümanlarla devirdik. Sıra nihayet Giro’ya geldi. Kısa, bir oturuşta bitirilen hikâyeler şüphesiz ki keyifli. Ancak günlerce elden düşmeyen, her sayfası ayrı bir heyecan taşıyan roman okumanın da tadı başka. Takımların Giro kadroları aşağı yukarı uzun süredir belliydi. Chris Froome’suz ve […]

İtalya Bisiklet Turu'nun birinci ve ikinci etabında olup bitenler...

Koca bir ilkbaharı tek günlük yarışlarla, monümanlarla devirdik. Sıra nihayet Giro’ya geldi. Kısa, bir oturuşta bitirilen hikâyeler şüphesiz ki keyifli. Ancak günlerce elden düşmeyen, her sayfası ayrı bir heyecan taşıyan roman okumanın da tadı başka.

Takımların Giro kadroları aşağı yukarı uzun süredir belliydi. Chris Froome’suz ve Geraint Thomas’sız bir Team Ineos var. Bu takımı en az bir iki ay daha Team Sky olarak anacağız, değişime hemen alışamayacağız gibi duruyor. Genel klasman liderleri genç Kolombiyalı Egan Bernal olacaktı. Ancak Bernal, Giro başlamadan yalnızca birkaç gün önce düşüp köprücük kemiğini kırınca İtalya sınırlarına giremedi.

Bernal’e geçmiş olsun diyelim ancak bu takımın genel klasmanı domine edemeyeceği bir büyük tur izlemek özlendi. Primoz Roglic’i, Tom Dumoulin’i, geçen yıl burada büyük bir şok yaşayan Simon Yates’iyle çok güzel bir Giro bizleri bekliyor.

Cumartesi ilk etap İtalya’nın en güzel kentlerinden Bologna’da koşuldu. Sekiz kilometrelik bir bireysel zamana karşı etabı ile başladı Giro. Etabın yaklaşık son iki buçuk kilometresinde tırmanış vardı. Öyle sıradan bir yokuş da değil, sonbaharlarda Giro dell’Emilia’da izlediğimiz, çok keyifli bir yokuş. Çoğu bisikletçi tırmanışın başında zamana karşı bisikletlerinden indi, tırmanış bisikletlerine bindi. Takım arabaları, etap kısa da olsa sıkı çalıştı.

Bu sene Giro’da üç tane bireysel zamana karşı var. Genel klasman için en az dağlar kadar etkili olacak zamana karşılar bunlar. İlkini beklenildiği üzere Primoz Roglic kazandı. Jumbo Visma’lı Sloven, kazanacağından çok emindi. Buraya gelmeden hemen önce Romandiya’daki beş etabın üçünü alarak bizleri de kazanacağına inandırmıştı.

Roglic’e en çok yaklaşan isim, bu sene zamana karşısını kardeşi Adam’ın aksine çok geliştiren Simon Yates oldu. Roglic’in 19 saniye gerisinde kaldı. Simon, Giro’ya başlarken orta yollu açıklamalar yapmayan tek isimdi. “Ben kazanacağım.” dedi. Mart ayından beri yarışmıyor Yates, kamp üstüne kamp yaptı. Sondaki yokuşta da oldukça güçlü gözüktü. Ancak önündeki Roglic, çok ciddi bir engel gibi gözüküyor.

Simon’un arkasında üç genel klasman adayı sıralandı. Pelotonun belki de en kurt ismi Vincenzo Nibali, Nibali’nin tecübesinin zekâtı kadar tecrübeye sahip olan Astana’lı Miguel Angel Lopez ve 2017’de Giro’ya oldukça kalıcı bir iz bırakan (2017’de kazanması burada mevzu bahis değil) Tom Dumoulin, Roglic ve Simon’u sıralamada takip ettiler.

İkinci etap yine Bologna’da başladı. 205 kilometrelik, az biraz iniş çıkışı olan bir etap izledik. Sprinterleri silkeleyecek türden yokuşlar değildi bunlar.

Sekiz kişilik bir kaçış grubumuz oluştu. Dört İtalyan, bir Fransız, bir Polonyalı, bir Amerikan ve bir de Avustralyalı pelotondan ileri attılar kendilerini. Ancak ciddi bir fark yaratamadılar. Roglic yaratsınlar isterdi. Zira pembe mayoyu sürekli üzerinde taşımak pek akıl kârı olmayabilir onun için. Ancak sprinterler gitmelerini istemedi. Giro’da bir etap galibiyetinden bahsediyoruz, az buz değil.

Etap başlarında, Bologna yakınlarında oldukça kararsız bir hava vardı. Yağmur, güneş, yağmur… Ardından Tiren Denizi’ne yaklaştıkça güneş kararlı bir şekilde kendini gösterdi. Eh, Toscana’da üzümlerin zamanında olgunlaşması lazım. Chianti’ler başka türlü aynı tadı vermez.

Beklediğimiz üzere sprint treni birlikte girdi son düzlüğe. Lotto Soudal en önde çok iyi konumlanmıştı. Ancak Caleb Ewan biraz erken tek başına kaldı. Sprinti erken açtı. Elia Viviani, üzerindeki yeni ve çirkin “tricolore” ile Ewan’ı geçmeyi başardı. Ancak onu da Pascal Ackermann geçti. Bora Hansgrohe bu yıl gerçekten iyi iş çıkarıyor. Sam Bennett’ın ahı bile onları kazanmaktan alıkoymadı. Ackermann böylelikle katıldığı ilk büyük turun ilk sprint finişinde kazanmayı başardı.

Sırada üçüncü etap var. Vinci’den başlıyor. Tiren Denizi’ne iyice yaklaşıyoruz. Etap, Tiren’in kıyısındaki Orbetello kasabasında sona erecek. Yüksek bir heyecan beklemeyin denilebilirdi ancak pelotonu Tiren’den karaya doğru saate yaklaşık elli kilometrelik bir rüzgâr bekliyor. Paramparça bir peloton izleyebiliriz. Sprint treni son düzlüğe beraber girer mi, onu akşamüstü öğreneceğiz.

Geçtiğimiz hafta ne izledik?

Geçtiğimiz hafta ne izledik?Şampiyonlar Ligi’nde tarihi iki maç, NBA konferans finallerinde iki yedinci maç, Formula 1’de Mercedes hegomonyasının devamı, Ma…

Şampiyonlar Ligi’nde tarihi iki maç, NBA konferans finallerinde iki yedinci maç, Formula 1’de Mercedes hegomonyasının devamı, Madrid’de Djokovic ve Bertens zaferleri, Giro başlangıcı… Oldukça yoğun bir spor haftasını daha geride bıraktık. Peki biz Eurosport Türkiye ekibi olarak geçtiğimiz hafta ne izledik? Futbol Hafta içi, Şampiyonlar Ligi tarihine geçecek iki maç izledik. Salı akşamı, Şampiyonlar Ligi […]

Şampiyonlar Ligi'nde tarihi iki maç, NBA konferans finallerinde iki yedinci maç, Formula 1'de Mercedes hegomonyasının devamı, Madrid'de Djokovic ve Bertens zaferleri, Giro başlangıcı... Oldukça yoğun bir spor haftasını daha geride bıraktık. Peki biz Eurosport Türkiye ekibi olarak geçtiğimiz hafta ne izledik?

Futbol

Hafta içi, Şampiyonlar Ligi tarihine geçecek iki maç izledik.

Salı akşamı, Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Liverpool, ilk maçta Camp Nou’da 3-0 mağlup olduğu Barcelona’yı ağırladı. Mo Salah ve Roberto Firmino’nun yokluğunda Liverpool’a neredeyse hiç şans verilmiyordu.

Kırmızılar maçın hemen başında Divock Origi ile golü bularak umutlandı. Ancak ilk yarı başka gol olmadı. İkinci yarıya fırtına gibi başladı Liverpool. Oyuna Andre Robertson’un sakatlanması sonucunda giren Georginio Wijnaldum önce ayakla, iki dakika sonrasında kafayla Barcelona ağlarını havalandırdı. 79. dakikada ise sahneye tekrar Origi çıktı. Barcelona üst üste ikinci kez, üç farkla kazandığı bir maçın rövanşında avantajını koruyamayarak Şampiyonlar Ligi’nin dışında kaldı.

Çarşamba günü ise Ajax, ilk maçta deplasmanda 1-0 mağlup ettiği Tottenham’ı konuk etti. İlk yarı klasik Ajax oyununu izledik, Hollanda takımı bunun sonucunu da alarak soyunma odasına 2-0 önde gitti. Tottenham’a yemeden atacağı üç gol gerekiyordu.

İkinci yarıya çok yüksek bir tempo ile başladı Tottenham. Sahneye Lucas Moura çıktı. Brezilyalı, 55 ve 59. dakikalarda attığı iki golle skora dengeyi getirdi. Dakikalar doksanı gösterdiğinde skor 2-2 idi ve Ajax finale yükselmek üzereydi. Ancak 90+6’da Moura bir kez daha sahneye çıktı. Ajax’ın gençleri yıkıldı, Pochettino ve öğrencileri ise finalde Liverpool’un rakibi oldular.

Şampiyonlar Ligi finalistlerinin ardından Avrupa Ligi finalistlerini de öğrendik.

Arsenal, ilk maçta evinde 3-1 yendiği Valencia’yı deplasmanda, Pierre Aubameyang’ın hat-trick’inin yardımıyla 4-2 yendi ve finale yükseldi.

Arsenal’in finaldeki rakibi, Eintracht Frankfurt’u normal süresi ve uzatmaları 1-1 biten maçın ardından penaltı atışlarıyla eleyen Chelsea oldu.

Hafta sonu tüm dikkatlerimiz, henüz şampiyonları belli olmayan üç ligdeydi: Spor Toto Süper Lig, Premier Lig ve Bundesliga.

Süper Lig’de Galatasaray, cumartesi akşamüstü Çaykur Rizespor deplasmanına çıktı. Hakem kararlarının damga vurduğu maçı 3-2 kazanan sarı-kırmızılılar liderliğini sürdürdü.

Hafta başlarken Galatasaray’la aynı puana sahip olan ve ikinci sırada yer alan Başakşehir, pazar akşamı evinde Ankaragücü ile karşılaştı. Maçı 2-1 kazanan İstanbul ekibi, liderle puan farkının açılmasına izin vermedi.

Fenerbahçe ise Kadıköy’de Akhisarspor’u ağırladı. Kasımpaşa’nın ardından Akhisarspor’u da mağlup eden Fenerbahçe, düşme hattından iyice uzaklaşarak rahat bir nefes aldı.

Premier Lig’de tüm maçlar pazar günü akşamüstü oynandı. Ancak tüm dikkatler Brighton Hove Albion - Manchester City ve Liverpool - Wolverhampton maçındaydı. Maçı kazanması halinde şampiyon olacak olan City, hata yapmadı. Brighton’u 4-1 ile geçtiler ve üst üste ikinci kez şampiyon olular. Liverpool ise Wolves’u 2-0 mağlup etti ve tam 97 puan toplayarak Premier Lig’i ikinci sırada bitirdiler.

Bundesliga’da şampiyon sondan bir önceki haftada da belli olmadı. Haftaya en yakın takipçisi Borussia Dortmund’un dört puan önünde giren Bayern Münih, RB Leipzig deplasmanında kazanması halinde şampiyon olacaktı. Ancak maç golsüz beraberlikle bitti. Dortmund ise evinde Fortuna Düsseldorf’u 3-2 mağlup etti. Lider Bayern’le puan farkını ikiye indiren sarı-siyahlılar, şampiyonluk umutlarını son haftaya taşımış oldu.

Basketbol

NBA’de play-off konferans yarı finallerini izledik. Dört eşleşmenin hepsi, geçtiğimiz gece oynanan iki yedinci maçın ardından ardından sona erdi.

En erken biten eşleşme, Milwaukee Bucks - Boston Celtics eşleşmesi oldu. İlk maçı kazanan Celtics, ikinci maçın ikinci yarısıyla birlikte, Bucks’ın aşırı iştahlı oyununa karşı koyamamaya başladı. Özellikle Kyrie Irving’in dağınık oyunu ve takımdan kopuk oluşu Boston’ı seriden düşürdü. Üst üste dört maç kazanan Milwaukee, adını Doğu konferansı finaline yazdırdı.

Sonlanmak için yedinci maça ihtiyaç duymayan bir başka eşleşme ise iki şampiyonluk adayının karşılaştığı Golden State Warriors – Houston Rockets serisiydi.

Her iki takım da kendi evlerindeki ikişer maçı kazanmış ve seride 2-2’lik eşitlik sağlanmıştı. Ancak Warriors, dördüncü maçın sonunda en formda olan yıldızını, Kevin Durant’i sakatlığa kurban verdi. Durant’in olmamasına rağmen evindeki beşinci maçı kazanan GSW, altıncı maçta seri genelinde iyi performans gösteremeyen süper yıldızı Stephen Curry’nin ve Klay Thompson’ın kritik noktalardaki başarılı oyunuyla kazanmasını bildi ve üst üste beşinci kez Batı’da finale yükseldi.

Pazar gecesi iki eşleşmenin yedinci maçları oynandı.

Bu maçların ilkinde Denver Nuggets, Portland Trail Blazers’ı ağırladı. Portland savunması Jokic’e konsantreydi ve onun pas dağıtımını engelleyip şut kullanmasına müsaade ettiler. Böyle olunca Nuggets hücumu belli bir noktada tıkandı. Ardından devreye CJ McCollum girdi. CJ’in 37 sayısı Portland Trail Blazers’ı 19 yıl aranın ardından konferans finaline taşıdı.

Bir diğer yedinci maç, Toronto Raptors - Philadelphia 76’ers eşleşmesinde oynandı. Serideki ilk altı maç da bir takımın oyun dominasyonu ile, son toplara kalmadan sona ermişti. Ancak yedinci maç öyle olmadı. Bitime 4.2 saniye kala 90-90 eşitlik vardı ve Raptors topu rakip yarı sahadan oyuna soktu. Top doğal olarak Kawhi Leonard’ın ellerindeydi. Kawhi, sağ dipten orta mesafeyi gönderdi. Top, çemberde dört kez sekti ve ardından çemberin içinden geçti. Raptors böylelikle geçen sene olduğu gibi konferans finaline yükseldi. Toronto camiası için iyi bir haberimiz var, konferans finalindeki rakipte bu sefer LeBron James yok.

Formula 1

Formula 1’de sezonun beşinci yarışı olan İspanya Grand Prix’sini izledik.

İlk iki sıra, ilk dört yarışta olduğu gibi Mercedes pilotlarının oldu.

Yarışa pole pozisyonunda başlayan takım arkadaşı Valtteri Bottas’ı hemen start sonrası geçerek liderliğe yükselen Lewis Hamilton, İspanya’da zafere ulaştı. Hamilton, bu sezon üçüncü galibiyetini elde etmiş oldu.

Start düzlüğünde Hamilton’a geçilerek ikinci sıraya gerileyen Bottas, pozisyonunu finiş çizgisine kadar korumayı bildi.

Üçüncü ise yarışa dördüncü başlayan Red Bull pilotu Max Verstappen oldu. Ferrari’nin iki pilotu, Sebastian Vettel ve Charles Leclerc, dördüncü ve beşinci sırayı paylaştılar.

Sezonun beşinci Grand Prix’sinin ardından genel klasmanda lider 112 puanla Lewis Hamilton. İngiliz pilotu 105 puanlı takım arkadaşı Bottas, 66 puanlı Verstappen ve 64 puanlı Vettel takip ediyor.

Tenis

Teniste sezonun ikinci toprak kort Masters’ı olan Madrid Açık’ı izledik.

Erkekler finalinde Novak Djokovic’in rakibi, yirmi yaşındaki Yunan raket Stefanos Tsitsipas’tı. Finalde 6-3 ve 6-4’le kazanan Nole, bu sezon Avustralya Açık’tan sonra ilk kez turnuva kazandı.

Madrid'in en büyük favorilerinden Rafael Nadal ve Dominic Thiem, yarı finalde turnuvaya veda ettiler. Nadal, Tsitsipas’a 2-1, Thiem ise Djokovic’e 2-0 mağlup oldu.

Roger Federer ise çeyrek finalde Thiem’e 2-1 mağlup olarak elenmişti.

Kadınlar finali, Simona Halep ile Kiki Bertens arasında oynandı. Turnuvaya dünya yedi numarası olarak başlayan Hollandalı Bertens, dünya üç numarası Halep’i 6-4 ve 6-4 ile geçerek kariyerinin en büyük başarısını elde etti.

Bertens bu sonuç ile dünya dört numarası oldu. Aynı zamanda turnuvayı hiç set kaybetmeden kazanan Hollandalı raket, bunu Madrid Açık’ta başaran ilk tenisçi oldu.

Bisiklet

Bisiklette büyük tur sezonunu açtık ve İtalya Bisiklet Turu’nun ilk iki etabını izledik.

Giro, Bologna kentindeki bireysel zamana karşı etabıyla start aldı. Etap, son iki buçuk kilometresi yokuşlu olmak üzere sekiz kilometre uzunluğundaydı. Beklendiği üzere Jumbo-Visma takımından Primoz Roglic etap zaferine ulaştı. Roglic, en yakın takipçisi Simon Yates’e 19 saniye fark attı ve genel klasman için ilk günden bir avantaj elde etti.

Los Angeles Lakers’ta ‘’İkinci Yeni’’ dönemi

Los Angeles Lakers’ta ‘’İkinci Yeni’’ dönemiLA Lakers, Luke Walton’dan boşalan baş antrenörlük görevine Frank Vogel’ı getirdi. Vogel’in geçmiş deneyimleri ve taktik kitabını, yardımcı …

LA Lakers, Luke Walton’dan boşalan baş antrenörlük görevine Frank Vogel’ı getirdi. Vogel’in geçmiş deneyimleri ve taktik kitabını, yardımcı antrenörlüğe getirilen Jason Kidd’in olası sorunlarını Kuzey Kılıç kaleme aldı. Türk edebiyatı yıllar içinde birçok akımlar karşılaşmıştır. Günümüze biraz daha yakın olan Garip akımı yani Birinci Yeni; şiirin gereksiz süslemelerinden kaçarak, sıradan konuların bütünün güzelliğine dayanarak aktarılmasını […]

LA Lakers, Luke Walton’dan boşalan baş antrenörlük görevine Frank Vogel’ı getirdi. Vogel’in geçmiş deneyimleri ve taktik kitabını, yardımcı antrenörlüğe getirilen Jason Kidd’in olası sorunlarını Kuzey Kılıç kaleme aldı.

Türk edebiyatı yıllar içinde birçok akımlar karşılaşmıştır. Günümüze biraz daha yakın olan Garip akımı yani Birinci Yeni; şiirin gereksiz süslemelerinden kaçarak, sıradan konuların bütünün güzelliğine dayanarak aktarılmasını savunur. Birkaç sene sonra bu görüşe tepki olarak çıkan İkinci Yeni akımı, şiirin indirgendiği basitliğe karşı çıkar ve şiirin kendine ait özel bir üslubu olduğunu savunur.

LA Lakers’ın Frank Vogel hamlesini bu iki akım ile ilişkilendirmek mümkün. Zira Luke Walton, geçtiğimiz sezon basketbolun basit işlerini iyi düzeylere çıkararak ilk dönemde fena iş yapmamış ancak daha sonra gelen belli başlı sorunlarla felakete sürüklenmişti. Frank Vogel ise kariyeri boyunca öne çıkan bir koç olmadı ancak saha içinde oyunculara çizdiği setler adeta sanat eseri gibiydi, özellikle Indiana Pacers zamanında. Ancak işin teknik kısmına geçmeden önce Vogel’in geçmiş görevlerine bir göz atalım.

Kariyer Tecrübeleri

- 1996-2004 yılları arasında Boston Celtics’in video koordinatörü ve asistan koçu olarak çalıştı.- 2004-2005 yılında Philadelphia 76ers’te asistanlık yaptıktan sonra LA Lakers’ın oyuncu izleme (scout) ekibine dahil oldu.- LA Lakers’taki görevini bir sene sonra Washington Wizards’ta yerine getirdi. 2007-2011 yılları arasında Indiana Pacers’ta asistan koçluk yaptı. - 2010-2011 yılında Pacers koçu Jim O’Brien’ın kovulmasıyla baş antrenörlüğe getirildi. - 2015-2016 sezonunun sonuna kadar Pacers’ın başında bulunan Vogel toplamda 250-181’lik derece elde etti.- O sezonun sonunda kendisine yeni kontrat teklif edilmeyince Orlando Magic ile anlaştı.- 2017-2018 sezonunun sonuna kadar süren Magic macerası toplamda 54-110 gibi oldukça kötü bir dereceyle sona erdi.

Indiana Pacers’taki ilk yılını Doğu Konferans play-offunun birinci turunda kapatan Vogel, ertesi sezon yarı finale kadar yükselmiş ancak LeBron James’li Miami Heat’e elenmişti. İlk iki sezonunda takımın savunma yönünü ön plana çıkaran New Jersey’li koç, işin hücum kısmında ise ilginç setler kullanıyordu. Genelde oyun kurucunun tepede topu almasıyla başlayan setler farklı varyasyonlara sahne oluyordu.

Topu rakip sahaya getiren oyun kurucu, sağ forvete topu aktarır ve ardından perdeye gider. Perdeyi alan forvet tepeye doğru çıkarken içerideki uzun, perdeden sonra devrilen oyun kurucuya perde yaparak boyalı alana boş kat yapmasını sağlar. Bunun sonucunda ise top elinde olan forvet, boyalı alandaki arkadaşını görerek pozisyonu geliştirir.

Bir başka sette ise hücumu sol forvet bölgesinde şekillendiren oyun kurucu, tepeye pasını atar ve içeriden ters dip bölgesine doğru kat yapar. O sırada sağ dipte olan oyuncu boyalı alana perdeye giderken pivot, sola doğru açılır ve alan yaratır. Tepede topu alan oyuncu pivotu bulur. Pivot ise ters dibe kat eden oyun kurucuyu bularak ona şut imkanı yaratır.

Frank Vogel’in oyun kitabında bunlardan çok çok daha fazlası var.

Kariyerindeki başarılara dönecek olursak; 2012-2013 ve 2013-2014 yıllarında konferans finaline kalan Pacers, her iki sezonda da Miami Heat’e elenmişti. İlk sezonda 4-3, ikinci sezonda 4-2 kaybedilen seriler moralleri iyice bozarken asıl sorun ertesi sezon patlak verdi. 2014-2015 sezonunda oynadığı altıncı maçta sakatlanan Paul George, sezonu kapatmıştı. Geriye kalan kadronun Paul George etrafında şekillendiği göz önüne alınırsa Pacers için sezonu Mart ayında, yanı play-offlar öncesi kapatmak olası görünüyordu. Öyle de oldu ve sezonu 38-44’lük dereceyle play-off yapamadan kapayan Pacers, ertesi sezon ilk turda Toronto Raptors’a 4-3 yenilmişti.

Indiana’daki yolculuğu iyi başlayan ancak biraz buruk biten Vogel, yeni bir macera için Orlando Magic’in yolunu tuttu. Ancak eldeki kadronun yetenek seviyesi ciddi anlamda düşük seviyedeydi: Biyombo, Fournier, Green, Hezonja, Payton… İki yıllık Magic macerasında 30 galibiyete bile ulaşamayan Vogel, 2017-2018 sezonu sona erdiğinde kovulmuştu. 11/12 sezonunun Nisan, 13/14 sezonunun Kasım, 14/15 sezonunun Şubat ve 15/16 sezonunun Nisan aylarında ayın koçu seçilen Vogel, bir senelik aranın ardından takım elbiselerini giyerek yeniden kenardaki yerini alacak.

Sıradaki deneyimi Holywood’un renkli sokaklarına ev sahipliği yapan Los Angeles’ta geçecek. Ancak Vogel’ın karmaşanın tam ortasına gittiğini söylemek mümkün. Lakers camiasında kulüp başkanı Jeanie Buss ile gelen menajer Rob Pelinka’nın hali hazırda yaşadığı kriz ortadayken ve takımın kadrosu iyiden iyiye dağılmaya hazırken Vogel’in ne yapacağını tahmin etmek zor. Tabii ki Vogel’in yardımcı antrenörü olarak Jason Kidd’in göreve getirilmesi işin bir başka ilginç boyutu. Oyunculuk kariyerindeki ‘’lobi’’ gücünü tanıdığımız Kidd’in özellikle Lonzo Ball’un gelişimini sağlaması adına getirildiği söylense de takım içinde haftalar ilerledikçe ilginç olaylar yaşanabilir.

LA Lakers’ın sıradaki hamleleri kadroyu daha güçlü hâle getirecek işler olmazsa sarı-morluların işi zor olabilir. Vogel’in topu yere vuran kanatlar ve şut atan kısalara verdiği önem nedeniyle altı hatta yedi yeni ismin kadroya dahil edilmesi ve draft kurasında da iyi bir sıranın gelmesi Lakers için elzem. LeBron James, kariyerinin son sayfalarını yazmaya hazırlanırken kitabın ana editörü Frank Vogel mi olacak yoksa bir başkası mı olacak, bunu zaman gösterecek.

Beklenen son: Futbol evine mi dönüyor?

Beklenen son: Futbol evine mi dönüyor?İngiliz kulüpleri 2018/19 sezonuna damga vurmaya devam ediyor. Futbol tarihinde ilk kez Avrupa’nın iki büyük turnuvasında aynı ülkeden dört …

İngiliz kulüpleri 2018/19 sezonuna damga vurmaya devam ediyor. Futbol tarihinde ilk kez Avrupa’nın iki büyük turnuvasında aynı ülkeden dört takım finale çıkmayı başardı. Peki bu durum İngiliz futbolu için bir tesadüf müydü, yoksa gecikmeli de olsa beklenen bir gelişme miydi? Ve bütün bu sonuçlar ışığında futbol tekrardan evine dönüyor diyebilir miyiz? Herhangi bir yarışma veya […]

İngiliz kulüpleri 2018/19 sezonuna damga vurmaya devam ediyor. Futbol tarihinde ilk kez Avrupa’nın iki büyük turnuvasında aynı ülkeden dört takım finale çıkmayı başardı. Peki bu durum İngiliz futbolu için bir tesadüf müydü, yoksa gecikmeli de olsa beklenen bir gelişme miydi? Ve bütün bu sonuçlar ışığında futbol tekrardan evine dönüyor diyebilir miyiz?

Herhangi bir yarışma veya turnuvaya dahil olduğunuzda, alınan başarılı sonuçlar kimileri tarafından birer tesadüfler dizisi gibi görünebilir.

2007 ile 2015 yılları arasında geçen süreçte İngilizler’in Avrupa’da elde edecekleri her türlü başarının bir tesadüften ibaret olacağı görüşü hakimdi. Ada ülkesinin, Arsene Wenger Arsenal’inin ve Sir Alex Ferguson Manchester United’ının belli dönemleri haricinde, modern futboldan oldukça uzak kaldığı üzerine yapılan eleştiriler de cabasıydı.

Geriye bakıldığı zaman görülüyor ki İngiliz futbolu, gelenekçi yapısı ve ortaya koyduğu kısıtlı metodoloji ile 21. yüzyılın en fazla hayal kırıklığı yaşayan futbol ülkesiydi.

Peki aradan geçen dört yıllık süreçte ne oldu da İngiltere’de futbol yeniden zirve noktaya çıktı?

Teknik adamlar

Jürgen Klopp, Pep Guardiola, Maurizio Sarri, Unai Emery, Mauricio Pochettino ve Ole Gunnar Solskjær şu sıralar büyük altılının başındaki isimler.

İngiliz futbolunun sebep ve sonuçlarına dair incelemeleri ortaya koyacaksak, önceliği Ada ülkesine sınıf atlatan teknik adam performanslarına ayırmakta fayda var.

Para ve imaj elbette çok önemli. Fakat yukarıda isimlerini saydığımız teknik adamların diğer liglerdeki çağdaşlarından farklı futbol akıllarına sahip olması ve rekabet ortamlarının daha geniş yelpazeli olması çok daha değerli görünüyor.

Teknik adamların varlığı yalnızca Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi ile de kısıtlı kalmıyor. Geçtiğimiz yaz Rusya’da gerçekleşen Dünya Kupası’nda çeyrek final gören İngiltere Milli Takımı’na Pochettino’nun, Guardiola’nın ve Klopp’un katkıları yadsınamaz. Ki bunun farkında olan İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Gareth Southgate’in de bu isimlere İngiliz futboluna yaptıkları katkılar adına teşekkür ettiğini hatırlamak gerek.

Barcelona, Bayern Münih, Real Madrid, Juventus ve PSG’nin de mali açıdan bu takımlardan bir farklarının olmamasına rağmen futbolu yöneten akılları tartışmalara oldukça açık.

4-2-3-1 veya 4-3-3; Klopp, Guardiola, Pochettio veya diğer teknik adamlar için oyuncularına bir futbol felsefesi aşılarken basit sayılardan öteye geçmiyor.

Yayın gelirleri

Premier Lig, yayın gelirleri konusunda altın çağını yaşıyor. Yapılan son anlaşma ile yayın gelirleri bir önceki sözleşmeye göre %70 arttı.

Federasyonun açıkladığı rakamlar, yayın sahiplerinin üç yıllık anlaşma sonucunda 5.14 milyar sterlin ödeyeceğini gösteriyor. Ayrıca bu rakamlara yurtdışı yayın haklarının dahil olmadığını da belirtmek gerek.

Bu anlaşmaya göre kaba taslak bir hesapla, Premier Lig’de bu sezon lig şampiyonu olacak olan takımın 200 milyon sterlin civarı yayın gelirini kasasına koyması bekliyoruz. Bir kıyaslama yapacak olursak, Türkiye Ligi’nde tüm takımlara ödenen toplam para 500 milyon dolar civarında.

Evet, takımlar yüksek yayın gelirleri ve yüksek bütçeli sponsorlara sahipler. Fakat lige akan para her yıl katlanarak büyürken, futbol aklı da paralel şekilde gelişme gösteriyor. Yayıncıların ödediği bu paraların, ortaya konan başarının ve kalitenin bir sonucu olduğu kesin.

Transferler

Transfer denilince akla gelen ilk iki takım Manchester City ve Manchester United olabilir. Bu düşünce pek de yanlış olmaz. Zaten bu iki Manchester kulübü yayın gelirleri ve sponsorluk ücretlerinden son yıllarda en fazla kazanç sağlayan takımlar olarak öne çıkıyorlar. Bu durum da doğal olarak yapılan transferlere yansıyor.

Manchester City’nin iyi bir defans hattı oluşturmak için rahatça 60 milyon pound’u gözden çıkarması, Chelsea ve Liverpool’un kalecilere ödediği rekor bonservis bedelleri, harcanılan paraların ne boyuta vardığının bir göstergesi.

Evet, İngiliz futbolunu izlemesi oldukça keyifli. Paraya sahip oldukları için yıldız isimleri tercih ettikleri de doğru. Fakat iş bu noktada bitmiyor. Yapılan transferler gösteriyor ki; çoğu oyuncu çağdaşlarına göre gelişime açık olmalarıyla öne çıkıyor.

Christian Eriksen’den Mohamed Salah’a, Kevin de Bruyne’den Eden Hazard’a kadar geniş spektrumdaki bütün isimler yıldız statüsünde gösterilmelerine rağmen her geçen gün biraz daha gelişim gösteriyorlar.

Rekabetçi yapı

Pep Guardiola, “Eğer Premier Lig’de maç bitimine üç dakika kala 2-0 öndeyseniz, savunacak bir duran top organizasyonunuz olduğunu unutmamalısınız. O pozisyonu savunursanız kazanan taraf siz olursunuz.” diyor.

İngiliz kulüplerinin, Avrupa kupalarındaki yarı final eşleşmelerinin tamamında Premier Lig’in rekabetçi tarafının olumlu şekilde sahaya yansıdığını görüyoruz. Barcelona, Valencia, E.Frankfurt ve Ajax bulundukları liglerde rekabetten uzak konumdalar. Bunun aksine İngiliz kulüplerine kendi sahalarında oynadıkları maçlarda bile ligin alt sıralarındaki bir takıma karşı kesin galip gelebilir gözüyle bakılamıyor.

İngilizlerin yüksek tempolu ve baskılı oyun sistemlerinin sezon sonu yaklaştıkça daha çok değer kazandığı, rakiplerinin ise bu dönemde sezonun yorgunluğunu hissetmeye başladıklarına dikkat etmek gerekiyor.

Mutlu son

“Futbol evine dönüyor!” fırtınası 1996 yılından sonra ilk kez 2018 Dünya Kupası’nda yeniden dile getirildi. İngiltere Milli Takımı, ilgi çekici oyunu ve aldığı başarılı sonuçlarla futbolseverleri heyecanlandırmayı başarmıştı.

Şimdi ise Tottenham-Liverpool Şampiyonlar Ligi Finali ve Arsenal-Chelsea UEFA Avrupa Ligi Finali ile akıllara bir kez daha aynı soru –bu kez daha şiddetli biçimde- geldi. İspanya ve Almanya’nın uzak tutulduğu Avrupa kupaları finallerinde, futbol evine bu kez daha keskin biçimde dönüş yapmaya hazırlanıyor. Ve evet, Manchester’ın kırmızı yakası ile mavi yakasının bu şenlikte yer almamasına rağmen…

kaçak bahiskaçak bahiskaçak bahismaç izle

canlı maç izle

maç yayınları

lig tv izle

canlı maç yayınları

Online olarak canlı maç yayınlarını izlemek isterseniz, sizler de kişisel çözümlerimizi kullanabilirsiniz. Detaylar, fırsatlar ve yenilikçi seçeneklere dair aklınıza gelen hemen hemen her türlü çözümü, estetik fırsatları ve kaçırılmayacak seçenekleri kolaylıkla kullanabilirsiniz. Yenilikler, kişisel seçenekler ve profesyonel çalışmalar için daha fazla zaman kaybetmeyin ve bizleri takip etmeye devam edin. Her türlü fırsatı, yeniliği ve keyifli maç yayını sitemiz üzerinden en uygun ödeme seçenekleri ile takip edebilirsiniz. Ayrıntılar, fırsatlar ve kişisel hizmetlere yönelik aklınıza gelen her türlü çözümü sizlere sunmaya tüm hızımızla devam edeceğimizi söylemek istiyoruz. Bu sayede daha verimli, daha kişisel ve daha estetik fırsatları da ön plana çıkarabileceğiz. Yenilikler, kişisel etkinlikler, özverili çözümler ve en uygun şekillerde  maç izleme çalışmaları için daha fazla zaman kaybetmeden sitemizi kullanabilirsiniz. Biz sizin için en kaliteli çalışmaları ön plana sunmaya devam edeceğiz. Şimdiden teşekkür ediyoruz sitemizi takip ettiğiniz için. Ayrıca sadece bununla kalmayıp justin tv izle gibi seçeneklerinde yer aldığı tüm sorunları gidermeniz konusunda sizlere yardımcı oluyoruz.Gibi soruların cevabını bu şekilde vererek, akıllarda yer alan soru işaretlerine dair bir cevap sunmuş olduk. Hemen hemen her türlü fırsatı, yeniliği ve kişisel seçeneği ortaya çıkarmamız için yapmanız gereken detaylar oldukça uygun şekillerde sizlere ulaşacak diyebiliriz. Zaman içerisinde büyük bir etki ile yoğunluk sağlayan sitemiz, artık daha da keyifli bir halde hizmetini tüm hızı ile sürdürmeye devam ediyor.

Merhaba arkadaşlar. Bu yazımızda siz değerli takipçilerimiz için Vegol TV nedir? Nasıl izlenir?Sorularına cevap sunacağız. Aslında genel olarak dijital medya üzerinde ön plana çıkarılan çalışmalara baktığımız zaman, daha çok bireylerin ihtiyaçlarına çözüm üreten projelerin yer aldığını görebiliriz. Bu görüntü ile hem detaylı, hem de estetik bir fırsatı kullanabilir ve bu bağlamda daha verimli seçenekleri ön plana çıkarabiliriz. İhtiyaçlar dahilinde verimli, estetik ve yenilikçi çalışma seçenekleri söz konusu iken, daha rahat ve estetik yenilikleri kullanmamız bizler adına oldukça keyifli bir seçenek sağlayacaktır. Detaylar, fırsatlar, kaçırılmayacak seçenekler için Vegol TV sitesini inceleyebilirsiniz. Bizzat online olarak çözüm üreten sitemiz, kaçırılmayacak maç yayınlarını sizlere daha net bir şekilde sunuyor. Özverili çözümler ve yenilikçi seçenekler için daha fazla zaman kaybetmeyin ve kişisel fırsatlarımızı da kullanmaya başlayın. Yenilikler, estetik çözümler ve bireysel fırsatlara dair aklınıza gelen hemen hemen her türlü seçenek için tek yapmanız gereken birkaç tıklama işlemi olacaktır.

Vegol TV Canlı Maç izlesitemizde maç yayınları canlı olarak izleyebilirsiniz. Lig tv izle hariç diğer tüm yayınlar bedava olarak izlenebilinir. Smartspor izle veya diğer platformlar dahil, yerli maç yayınları da Vegol TV canlı maç yayınları sayfamızda olacaktır. Sitemizi sık kullanılanlara ekleyerek yayınları sürekli takip edebilirsiniz.